telenews
EĞİTİM İLAN
BEDAVA İLAN-EMKLAK İŞYERİ
Ankara
DOLAR41.5981
EURO48.7157
ALTIN5025.5
Orhan ERGEZER

Orhan ERGEZER

Mail: [email protected]

Yargı Sokakta Kuşatılırsa..

Şehir, Devlet ve Rejim Üzerine..

Hukuk devletleri, yazdıkları kanunlarla değil; kriz anlarında verdikleri reflekslerle ayırt edilir.

Her ülkede siyasetçiler yargılanır, her ülkede sokaklar hareketlenir. Asıl fark, kamusal gücün bu hareketlenme karşısında geri mi çekildiği, yoksa sahaya mı indiğinde ortaya çıkar.

Son günlerde Adana merkezli tartışmalar bu açıdan önemlidir. Yolsuzluk iddiasıyla tutuklanan eski Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın hakim karşısına çıkacağı gün öncesinde yaşandığı ileri sürülen bazı gelişmeler, yalnızca bir dava dosyasını değil, bir yöntemi tartışmaya açmıştır.

İddialara göre, belediye imkânlarıyla finanse edilen afiş ve broşürler hazırlanmış, toplu katılım için organizasyon yapılmıştır.

Bu tablo ister istemez şu soruyu doğurur, Kamusal güç, yargı sürecine ne kadar yaklaşabilir? Demokratik hukuk devletlerinde bu sorunun cevabı nettir.

Fransa’da bir belediye başkanı ya da bakan hakkında yargı süreci başladığında, kurum geri çekilir. Belediye binaları sessizleşir, afişler indirilir, organizasyonlar iptal edilir. Bunun nedeni ahlaki bir üstünlük değil, tarihsel bir korkudur.

Fransız devlet aklı, kalabalığın hukuku nasıl boğduğunu defalarca tecrübe etmiştir. İtalya’da 'Mani Pulite' sürecinde sokaklar öfkeliydi. Ama yerel yönetimler bu öfkeyi örgütlemekten bilinçli biçimde kaçındı. Çünkü İtalyan devleti şunu bilir; Sokak siyasallaştığında yargı değil, hizip kazanır.

Bugün hâlâ İtalya’da devam eden bir dava için kamusal kaynakla mobilizasyon yapmak, dosyanın içeriğinden bağımsız olarak ağır bir skandal sayılır.

İspanya’da Katalonya krizinde sokak fazlasıyla konuştu. Ancak Madrid, yargı ile yerel idare arasına sert bir duvar ördü. Belediyelerin 'şehir adına7 yargıya karşı pozisyon almasına izin verilmedi.

Bu çizgi korunmasaydı mesele hukuk zemininden çıkıp, rejim krizine dönüşebilirdi. Türkiye’nin farkı tam da burada başlıyor.

Bizde yargı süreci başladığında, kurumlar geri çekilmez; aksine sahaya iner. Belediye, parti, dernek, mahalle… Hepsi bir anda davanın parçası hâline gelir. Sokak, yargının tamamlayıcısı gibi sunulur. Oysa sokak her zaman halk değildir. Çoğu zaman iyi organize edilmiş bir kalabalıktır.

Kalabalık adalet üretmez; gürültü üretir. Hukuk ise gürültüyle değil, mesafeyle çalışır. Daha az konuşulan ama daha tehlikeli bir boyut da şehir üzerinden kurulan siyasal dildir.

Bir kentin yalnızca belirli mahallelerle temsil edilmesi, basit bir organizasyon tercihi değildir. Bu, şehir fikrini daraltır.

Adana gibi tarihsel olarak karma ve geçirgen bir kenti, siyasal sadakat haritasına indirgerseniz; geri kalan herkesi sembolik olarak şehir dışına itmiş olursunuz.

Bu, yüksek sesle ilan edilen bir bölücülük değildir. Sessiz, sofistike ve uzun vadede yıpratıcı bir ayrıştırmadır. Bütün bunlar, davanın sonucundan bağımsızdır.

Bugün bu yöntem birileri için meşru görülürse, yarın başkaları için de emsal olur. Hukuk, dostlar için esnetildiği anda; düşmanlar için bir silaha dönüşür. O silahın bir gün kime döneceğini ise kimse seçemez.

Bir şehir, hukukun etrafında durmayı seçebilir. Ya da hukukun üzerine abanmayı. Tarih, bu iki yolun da nereye çıktığını defalarca gösterdi.

Büyüyen şehirler, yargıyı baskı altına ya da alkışlayanlar değil; ona mesafe bırakabilenlerdir.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar