sabancı ramazan bayramı
EĞİTİM İLAN
turksanayi
Ankara
DOLAR41.5981
EURO48.7157
ALTIN5025.5
Orhan ERGEZER

Orhan ERGEZER

Mail: [email protected]

Devletin Sırrı Sokağa Düşerse

Bazen bir tartışma çıkar, herkes konuşur ama kimse meselenin kalbine dokunmaz. Son günlerde yaşanan tam olarak bu. Bir bakana ait olduğu iddia edilen kişisel verilerin, kamu görevlileri eliyle hukuka aykırı biçimde ele geçirilip yayılması… Üstelik bunun bir siyasi parti üzerinden dolaşıma sokulması.

Şimdi açık konuşalım bu bir “skandal” değil. Bu, bir eşiktir.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu bu tür durumları önlemek için vardır. Türk Ceza Kanunu ise bunun cezasını tarif eder. Ama mesele sadece kanun metinleriyle açıklanamayacak kadar ağır. Çünkü burada ihlal edilen şey yalnızca bir kişinin mahremiyeti değil, devletin kendi kendine koyduğu sınırdır.

Devlet dediğiniz yapı, gücünü sadece zor kullanma yetkisinden almaz. Asıl gücünü, kendisine emanet edilen bilgiyi koruyabilmesinden alır. O bilgi, vatandaşa aittir. Devlet onun sahibi değil, bekçisidir. Bekçi kapıyı içeriden açmaya başlarsa, dışarıdan geleni suçlamanın da bir anlamı kalmaz.

İhtimalleri uzatmaya gerek yok.

Eğer bu iddialar doğruysa, ortada organize bir veri sızıntısı vardır ve bir memurun hatasıyla geçiştirilemez. Bu, devletin damarlarına yerleşmiş bir zafiyettir. Bugün bir bakanın verisi çıkar, yarın bir hakimin, ertesi gün bir istihbarat dosyasının… Bu kapı bir kez açıldı mı, kapanmaz. Çünkü veri dediğiniz şey, modern devletin hem hafızası hem de zırhıdır. Zırh delinmişse, içerisi artık korunaklı değildir.

Eğer iddia doğru değilse, durum daha temiz değildir.

O zaman da ortada sahte ya da çarpıtılmış verilerle yürütülen bir kamuoyu mühendisliği vardır. Yani veri, gerçekliği temsil eden bir araç olmaktan çıkmış, doğrudan bir silaha dönüşmüştür. Bu da başka bir çürümenin işaretidir. Çünkü yalan veri ile siyaset yapılmaya başlandığı anda, hakikat sistemin dışına itilir.

Her iki durumda da sonuç değişmez. Devletin bilgi güvenliği çökmüştür.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir nokta var. Hukuka aykırı elde edilmiş bir veriyi “biz üretmedik, sadece paylaştık” diyerek dolaşıma sokmak, suça mesafe koymak değil, suça ortak olmaktır. Zincirin hangi halkasında durduğunuz, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Hele ki bunu yapan bir siyasi yapıysa, mesele daha da ağırlaşır. Çünkü siyaset, her şeyi meşrulaştıran bir alan değildir. Aksine, sınırlarını en iyi bilmesi gereken alandır.

Asıl kırılma burada başlar.

Devlet ile siyaset arasındaki çizgi silinirse, geriye sadece güç kalır. Hukuk kağıt üzerinde durur, ama fiiliyatta işlemez. O noktada vatandaşın devlete duyduğu güven sarsılmaz; çöker. Ve güven çöktüğünde, en sağlam kurumlar bile içten içe çürümeye başlar.

Bu işin bir de kimsenin yüksek sesle konuşmadığı tarafı var.

Veri sızıntısı, sadece iç mesele değildir. Bu tür zafiyetler dışarıdan izlenir, analiz edilir, kullanılır. Çünkü veri dediğiniz şey, istihbaratın hammaddesidir. Bir ülke kendi verisini koruyamıyorsa, başkalarının o veriyi kullanmasını engelleyemez. Bu da meseleyi doğrudan Milli Güvenlik başlığına taşır.

Artık şu soruyu dolandırmanın anlamı yok.

Devletin elindeki bilgi gerçekten korunuyor mu, yoksa günü geldiğinde siyasi hesaplaşmaların cephanesine mi dönüşüyor?

Eğer ikinci ihtimal geçerliyse, ortada sadece bir hukuksuzluk yoktur. Daha ağır bir şey vardır; Devletin kendi ciddiyetini kaybetmesi.

Bir devlet ciddiyetini kaybettiğinde, kanunlar yürürlükte kalır ama etkisini yitirir. Kurumlar yerinde durur ama içi boşalır. Ve en önemlisi, vatandaş artık devlete bakarken güven değil, şüphe duyar.

Şüpheyle ayakta duran bir devlet olmaz.

Görünürde işler devam eder, makamlar doludur, açıklamalar yapılır. Ama o yapı, içten içe çözülmeye başlamıştır. Çünkü devlet dediğiniz şey, en nihayetinde bir ven sözleşmesidir.

O sözleşme yırtıldıysa, geriye sadece kağıt kalır.

Ve kağıt, hiçbir devleti ayakta tutmaz.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar