Siyasilerin ani manevralarından artık bıktık, sıkıldık. Milletle alay etmeyin. Her gün farklı söylemler üretip, kendilerini desteklemeyenleri hain ilan ediyorlar. Bir gün söylediklerinin ertesi gün tam tersini savunabiliyorlar. Peki onları koşulsuz alkışlayanlar neden aynı çizgide kalıyor? Liderleri eleştirdiğimizde, onların peşinden sorgusuzca gidenler bizlere “Bilmediğiniz şeyler var” klişesini söylüyor. Elbette liderlerin bazı şeyleri bilmesi doğaldır, ancak sorgulamayan kitlelerin bu klişeden başka bir şey üretememesi düşündürücü. Bundan daha da çok sıkıldık. Her hataya kılıf bulan bu çevreler, yukarıdakilere yaranmaya çalışırken aşağıda gençleri kaybettiklerinin farkında bile değiller. Liderler yaşları gereği siyasetten çekildiklerinde, tek meziyeti övgü üretmek olan kişiler gençler tarafından kaçınılmaz şekilde dışlanacaktır.
Bu yazının odağı liderler değil, onların etrafında oluşan sorgusuz bağlılık kültürüdür. Eleştirimiz çıkar sağlayanlara değil; hiçbir katkı üretmeden bu düzeni ayakta tutanlara yöneliktir. İki kelam edemeyen ama halk tarafından bir şey sanılanlara… Bir siyasi partide veya STK’da hasbelkader bir makam alıp, o makama tutunmak için at gözlüğü takan, o makamdan başka hiçbir özelliği olmayanlara.
Bu zihniyetin nelere mal olduğunu koskoca bir ülke olarak her geçen gün daha çok anlıyoruz. Ekonomik, kültürel, sosyolojik ve hukuki yönden iflas etmiş vaziyetteyiz. Gençler sorumluluk almıyor, apolitik hale geliyor. Gelecek kaygısı, yüksek beklentiler ve sosyal medyada gördükleri lüks yaşam algısı umutlarını törpülüyor. Kendini geliştirme fırsatı bulamayan gençlerden ülkeyi yönetmelerini bekleyemeyiz. Elimizdeki en değerli hazinelerimiz Anadolu, Trakya, Harran, Konya Ovası, Karadeniz topraklarımız ve genç nüfusumuzdur. Son yıllarda bulunan doğal gaz ve petrol rezervleri umut verici olsa da oyunu değiştirecek seviyede değildir. Bu yüzden hâlâ topraklarımızın önemi büyüktür.
Hollanda ve Konya kıyaslaması defalarca yapılmıştır. Konya kadar yüzölçümüne sahip Hollanda 2025 yılında 137 milyar avroluk tarım ürünleri ihracatı yaparken, Türkiye yaklaşık 31 milyar avro ihracat gerçekleştirdi. Tarım ve hayvancılık birbirinden ayrılmaz ikilidir. Pandemi sonrası bu gerçek daha da netleşti. Dünya kapandığında ülkelerin kendi kaynakları belirleyici olur. Gıda güvenliği ve arzı dediğimizde ilk akla gelen tarım ve hayvancılıktır. Bugün Türkiye’de hayvancılık sektörünün derin bir krizin içinde olduğu ortadadır.
Yem maliyetleri işletmelerin giderlerinin %70’ini oluşturuyor. Kaba yem ve kesif yem ayrımı burada kritik. Saman, silaj, soya küspesi ve fabrika yemleri fiyatları üreticiyi zorluyor. Çiğ sütün litre başı maliyeti 24 lira iken, satış fiyatı üreticinin eline net 22,22 lira geçiyor. Tankı olan, sütünü soğutan üreticiler için bu rakam 24,25 liraya çıkabiliyor. Ancak iptidai şartlarda üretim yapanların eline litre başına 18-19 lira geçiyor. Bu durumda hangi işletme uzun süre ayakta kalabilir? Çok azı. Çoğu başka iş kollarından kazandıklarıyla hayvancılığı sübvanse ederek ayakta duruyor.
Türkiye’de hayvancılık sektörü her beş yılda bir kriz yaşıyor. Çiftlikler kapanıyor, devlet destek veriyor, yeni oyuncular giriyor, sonra aynı döngü tekrar ediyor. Kalıcı çözüm için kararlılık, irade ve politik destek şart. Süt fiyatları bu haldeyken et fiyatları artıyor, işletmeler ineklerini kestiriyor. Oysa inekler süt verir, yavru verir; geleceğin üretim kaynağıdır.
Demokrat Parti Tarım Bakanı Nedim Ökmen’in 1950’lerde söylediği gibi; "Et sorunu eşittir ot sorunu." Aradan geçen 72 yılda değişen pek bir şey yok. Meralarımız 45 milyon hektardan 20 milyon hektara düştü. Islah şarttır.
Yanlış politikalar ve artan kuraklık sonucu hayvancılık sektörü alarm veriyor. Gençler tarım ve hayvancılıkla uğraşmak istemiyor. Anadolu’da birçok işletmede çobanlar Suriyeli ve Afgan. Bu gidişle önümüzdeki yıllarda gıdaya erişimde ciddi sıkıntılar yaşayacağız.
* * *
11 Şubat 2026 Salı günü TBMM’de yaşanan olay ise ayrı bir utançtır. Yemin töreni için meclisimize gelen Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’na yönelik kürsü işgali ve yemin engelleme girişimi, millet iradesinin tecelligâhı olan meclisimizin itibarına yapılmış bir saldırıdır. Böylesine yüce bir çatı altında yaşanan bu görüntüler asla kabul edilemez. Bizim medeniyetimizde misafir baş tacıdır. TBMM’de bakanlara yönelik yol kesme ve saldırı girişiminin kabullenilir hiçbir tarafı yoktur. Bugünkü saldırıyı lanetliyor ve kınıyoruz.


























Yorum Yazın