"Emekli artık zam istemiyor. Lüks talep etmiyor. Sadece insan gibi yaşamak istiyor" dedi.
Bir dönem bu ülkede yoksulluk, 'kader' değil 'ahlak' meselesi olarak anlatılıyordu.
Hatta daha da ileri gidildi, bilge kişi dedi ki, "Fakir, hırsızlık yapmasını bilmediği için fakirdir"
Bu cümle sadece bir gaf değildi; yoksulluğa bakışın, yoksulu suçlayan zihniyetin açık bir itirafıydı.
Bugün gelinen noktada ise bu sözün ne kadar acımasız, ne kadar kopuk ve ne kadar gerçek dışı olduğu emeklilerin yaşamında apaçık ortada.
Bu ülkenin emeklileri yıllarca çalıştı.
Prim ödedi.
Vergi verdi.
Devlete yük değil, devleti ayakta tutan omurga oldu.
Şimdi aldıkları maaş ne durumda?
Açlık sınırının altında.
Sadece yoksulluk değil, doğrudan hayatta kalma sınırının altında.
Bir emekli ailesini düşünelim...
Ev kirası varsa maaş zaten bitmiştir.
Yoksa bile; elektrik, su, doğalgaz derken geriye ne kalır? Hiç !
Markete girildiğinde et reyonuna bakmak artık hayal.
Sebze, meyve ise 'bugün hangisinden vazgeçsek' sorusuna dönüşmüş durumda.
Çarşı pazar ateş pahası.
Yangın yeri.
Ama emeklinin maaşı hala kağıt üzerinde.
Hükümet yıllarca "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" dedi.
Güzel bir söz.
Ama bugün sorulması gereken soru şu:
Bu maaşlarla insan yaşar mı?
Yaşamaz.
Sadece hayatta kalmaya çalışır.
O da borçla, krediyle, çocuklarının ve varsa çevresinin desteğiyle.
Bir devlet, emeklisine bunu reva görüyorsa, o devlette sorun rakamlarda değil, önceliklerde demektir.
Tasarruf denince emeklinin sofrası küçülüyor ama görüyoruz ki, başka kalemlerde cömertlik hiç bitmiyor.
Emekli artık zam istemiyor.
Lüks talep etmiyor.
Sadece insan gibi yaşamak istiyor.
Bu bir siyasi polemik değil.
Bu bir vicdan meselesi.
Bu bir adalet meselesi.
İnsanı yaşatmadan devlet yaşayamaz.
Emekliyi açlığa mahkûm ederek hiçbir ülke güçlü olamaz.
Son günlerde “en düşük emekli maaşı 17 binTL' den, 20 bin TL'ye çıkarıldı. Bunuda oyle abarttıldi ki.. Adeta emekli ile alay ediliyor..
"3000 TL. Emekli farkları bu hafta yatacak" haberleri servis ediliyor.
Ancak bu haberler toplumda ne bir heyecan oluşturdu ne de bir umut dalgası doğurdu.
Çünkü gerçek şu: Emekli memnun değil.
Halk tedirgin! Halk mutsuz! Gelecekteki yaşantısından umudunu kesen halk, sadece günü kurtarmak için mücadele ediyor.
Artık mesele yalnızca birkaç bin liralık fark değil.
Emekli, alım gücünün her geçen gün eridiğini hissediyor.
Market rafında, pazarda, faturada gerçeği yaşıyor.
Bu yüzden fark ödemeleri teknik bir bilgi olarak kalıyor, gönüllere dokunmuyor.
OLAN VATANDAŞA OLUYOR
Artık gerçekçi bir muhasebe yapılmalı.
Büyük yatırımlar, mega projeler elbette kıymetlidir;
ancak bugünün en acil meselesi mutfaktır, geçimdir, maaştır.
İktidar, geçici de olsa öncelik sıralamasını değiştirmelidir.
Her türlü yatırıma kısa bir mola değil lüks saltanata dur denilip orta kesim ve emeklinin maaşında hissedilir, kalıcı ve net bir iyileştirme yapmalıdır.
Çünkü emekli sadaka değil, hakkını istiyor.
Çünkü emekli rakam değil, insandır.
Çünkü emekli memnun edilmeden sahada anlatılacak söz tükeniyor.




























Yorum Yazın