Ortadoğu’da barut kokusu, sabah kahvesinden daha sadıktır. Bu coğrafyada güneş hiçbir zaman sadece yeni bir günü aydınlatmak için doğmaz; her şafak, eski hesapların ve sınır boylarına sinmiş stratejik hamlelerin üzerine söker.
Bugün Tahran ile Tel Aviv arasındaki o 1.500 kilometrelik boşluk, artık diplomatik bir mesafe değil; bir füze yörüngesidir.
Yıllardır süregelen "vekalet savaşları" tiyatrosunda perde kapandı. Artık oyuncular kuliste değil, sahnede. İran’ın "stratejik sabır" doktrini, İsrail’in "aktif caydırıcılık" duvarına çarptı. Bizler, Karadeniz’in kapısı Samsun’dan bu ateşi izlerken şunu çok iyi anlamalıyız: Güneyimizde yanan her meşale, sadece bir dış politika meselesi değil, huzurumuzun ve soframızın doğrudan ortağıdır.
İsrail’in "Demir Kubbe"si dünyanın en sofistike kalkanı olabilir. Ancak askeri bir gerçek vardır: Hiçbir kalkan sonsuz sayıdaki mızrağa dayanamaz.
İran’ın stratejisi tam da bu "doyurma" (saturation) noktası üzerine kurulu. Ucuz dronlarla radarları meşgul edip, balistik füzelerle ana arterleri hedef almak...
Bu artık bir teknoloji savaşı değil; bir lojistik ve ekonomik yıpratma operasyonudur. Bir ordunun gücü, sadece envanterindeki uçak sayısı kadar değil; o uçakların kalkacağı pisti ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür.
Savaş artık sadece gökyüzünde değil, kabloların içinde ve yer altı tesislerinde. İsrail’in F-35 Adir filoları radara yakalanmadan sınırı geçebilir; ancak İran’ın yerel ağlara sızan siber birimleri ve bölgeye yayılmış milis gücü, konvansiyonel orduların alışık olmadığı bir "asimetrik kâbus" yaratıyor. Bu noktada Türkiye olarak biz, bu asimetrik tehditlere karşı yerli savunma sanayimizi "tam bağımsız" hale getirmek zorundayız.
Bazıları sorabilir: "Ortadoğu’daki füzelerden bize ne?" İşte yanılgı burada başlar. İran’ın elindeki Hürmüz Boğazı kartı, dünya enerji trafiğinin şahdamarıdır. Orada çıkacak bir yangın, küresel enerji piyasalarını infilak ettirir. Bu da Samsun Limanı’ndaki ticaretten, sanayicimizin maliyetine, esnafımızın raflarındaki etikete kadar her şeyi sarsar. Yani mesele sadece iki devletin kavgası değil, küresel bir ekonomik satrançtır.
Merkez sağın devletçi ve sağduyulu bakışıyla çözüm önerilerimiz nettir: Türkiye bu tabloda ne seyirci ne de piyon olmalıdır.
* Aktif Tarafsızlık: Türkiye, tarihsel devlet tecrübesiyle bu denklemde "dengeleyici güç" olmalıdır. Ankara, bölge ülkelerini ortak bir güvenlik mimarisinde buluşturacak yegane adrestir.
* Enerji Güvenliği: Hürmüz’deki risklere karşı, Türkiye’nin enerji koridoru olma özelliği tahkim edilmelidir. Samsun gibi kritik ticaret kapılarımızın güvenliği milli bir meseledir.
* Milli Caydırıcılık: Kendi savunma sistemlerimizi tam bağımsız hale getirmek, dışarıdan gelecek tehditlere karşı tek gerçek sigortamızdır.
Sonuç olarak; siyaset, sadece olanı biteni izlemek değil; fırtınanın yönünü tayin etmektir. Bizler Merkez Sağ kadroları olarak inanıyoruz ki; güçlü bir ekonomi ve akılcı bir dış politika, ülkemizi bu ateş çemberinden esenlikle çıkaracaktır.
Mola bitmiştir; şimdi akıl, strateji ve dik duruş vaktidir.
İlkay KOCABAY
Merkez Sağ Parti
Samsun İl Başkanı


































Yorum Yazın